Image Hosted by ImageShack.us
herkese merhaba - Blogcu



herkese merhaba

Image Hosted by ImageShack.us

21/9/2007 - kutsi röportaj

Kategori: arkadaslarim

Ben ustalara saygılıyım


Üçüncü albümünü çıkaran Kutsi, Sabah’a verdiği röportajda müzik dünyasında yaşanan atışmalara anlam veremediğini söyledi: “Ferhat Göçer, Kayahan ustaya laf attı. İnsan ancak eleştirecek seviyeye geldiğinde bir başkasını eleştirmeli …”

Müzik piyasasının ‘romantik prensi’ Kutsi’nin üçüncü albümü ‘Aynı Şehirde Nefes Almak Bile Bana Yetiyor’ çıktı. Albümde bulunan 11 şarkı Kutsi’nin imzasını taşıyor. Albüme Cengiz Kurtoğlu ile özdeşleşen ‘Duvardaki Resim’ şarkısını da koyan Kutsi, amacının 20 yıl sonra da zevkle dinlenecek şarkılar yapmak olduğunu belirtiyor…

Üçüncü albümünüzle hayranlarınızın karşısındasınız. Nasıl bir albüm oldu bu?

16 şarkılık bir albüm yaptık. Bu parçalardan 11′i bana ait. Albüm yapmak kendine güvenle alakalı. Yarın bir kaset daha çıkartacak olsam, hazırda 16 şarkım daha var. Müzik öyle bir aşk ki, kaset çıkartmak için beste yapmaya hiç gerek yok. Ben boş zamanlarında bile melodileri kenara paketleyen, şarkı sözlerini not eden bir adamım.

Alışık olduğumuz Kutsi tarzı mı hakim albümde?

Ben kendi sound’umu yıllar öncesinden belirlemiştim. Bu albümde Devlet Senfoni Orkestrası eşliğinde çalıştık ve bir konsept yarattık. 16 şarkının tamamı canlı şekilde tonlandı. 1970′li yılların özlediğimiz sound’ları benim ruhumdan çıkan şarkılarla dinleyiciye aktarılıyor bu albümde.

KİMSEYE SALDIRMAYA İHTİYACIM YOK

İnanılmaz bir özgüveniniz var. Gündeme gelmek için çırpınan tiplerin aksine, son derece sakinsiniz…

Kimseye saldırmaya lüzum yok, biz müzik yapıyoruz. İnsan yaptığı şeyi bildikten, doğru zamanda doğru şarkıyı çıkarttıktan, o parçayı doğru kitlelerle paylaştıktan sonra zaten çok mutlu oluyor. Allah’a şükür benim ne anlatacak dramatik bir hayat hikayem ne de biriyle bir kavgam var. Sadece şarkılarım, gitarım, bestelerim ve sözlerim var. Sesim ve yorumum var. Sadece kendimle yarışıyorum ve müzik camiasında yaşananlar beni gerçekten şoke ediyor.

Bugün İbrahim Tatlıses gibi dev bir ismin bile reyting uğruna birçok şey yaptığı söyleniyor…

İbrahim Tatlıses gelmiş geçmiş en iyi seslerden biri. Onun bir şey yapmasına gerek yok ki. Ben bir önceki albümümün çıktığı günden beri yeni albüm için çalışıyorum. Dizi, televizyon programı, stüdyo çalışmaları var. Çalıştığım için ortaya çıkıyor bütün bunlar. Bazı şeyler bana cidden ters geliyor. Mesela Ferhat Göçer’in albümü çıkmış. Kendisi Kayahan ustaya laf atıyor. Böyle şeyleri sevmiyorum. Ne gerek var ki böyle bir şey yapmasına?

'Ben böyle oyunların içine girmem' diyorsunuz yani…

Niye gireyim? Bir de söz konusu Kayahan olunca durmak gerekiyor. Ben öyle bir şey yapamam. Birilerine laf atarak bir yerlere gelmek istemiyorum. Ben müzik yapıyorum ve bu işi çok seviyorum. İnsan önce kendi yaptıklarına bakmalı, sonra başkasını eleştirmeli. Eleştirebilecek seviyeye geldiysen eleştirirsin. Bazı gerçekler ortadaysa, kimsenin laf söylemeye hakkı yoktur.

'Sane Ne' şarkınızın klibinde gözlük taktığınızda sizi Mustafa Sandal’a benzetenler olmuştu. Hatta Sandal’la aranızda gerginlik olmuştu…

Mustafa Sandal’a benzemek gibi bir çabam olmadı. Klip çekimine giderken gözlüğü bir mağazadan aldım, amacım güneşten korunmaktı. Yönetmen beni gözlükle görünce, birkaç plan almak istedi. Ben bu konulara hiç girmedim. Mustafa Sandal’la da hiç tartışmadım.

Bu yaz albümü çıkanlar arasında Tarkan ve Mustafa Sandal da var. Aralarında rekabet ya da atışma olur mu sizce?

Beni atışmaları değil, müzikleri ilgilendiriyor. İkisini de dinliyorum ve beğeniyorum. Tarkan’ın son İngilizce albümü bana çok samimi gelmedi. Tarkan’dan ‘Unutmamalı’ ve ‘Dön Bebeğim’ gibi şarkılar dinlemek istiyorum.

 

Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

21/9/2007 - yasemin hadivent in resimleri

Kategori: resimler

 

işte hayal ve gerçek dizisinden hayal in yani yasemin hadivent in resimleri

 

yasemin hadivent

yasemin hadivent

yasemin hadivent

 

yasemin hadivent

yasemin hadivent

yasemin hadivent

 

yasemin hadivent

 

yasemin hadivent

Yorum (16) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

21/9/2007 - acemi cadı resiiimleriii

Kategori: resimler

Acemi.Cadi.040.jpg

 

Acemi.Cadi.038.jpg

 

Acemi.Cadi.02.jpg

 

 

 

 

 

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/8/2007 - hEPsi

Kategori: hepsi grubu

HEPSİ GRUBU NU ÇOK SEVİYORUM YA SİZLER

Yorum (12) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/8/2007 - ask sakizi

Kategori: hepsi grubu

http://www.youtube.com/v/OYp7C_X6ZBc"> name="wmode" value="transparent">http://www.youtube.com/v/OYp7C_X6ZBc" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="350">

İŞTE AŞK  SAKIZI KLİBİ MUTLAKA İZLEYİN ÇOK HARİKAAA

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/8/2007 - hepsi ile röportaj

Kategori: hepsi grubu

Hepsi Grubu
4 Birbirinden güzel ve şirin kız... Bir de güzel sesleri, kıvrak ve şölensel dansları biraraya gelince; seyre doyum olmayan ve ülkemiz müzik tarihinde biraraya gelmiş bayan grupların asla yakalayamamış oldukları bir başarıyı resmediyorlar. Hepsi Grubu, kuruldukları ve ilk şarkılarının namelerini kulaklarımıza mırıldanmaya başladıkları tarihten itibaren geniş kitlelerce beğenilen nadir gruplardan. Ve bu beğenimiz (gerçi tescile ihtiyaç yok) MTV müzik televizyonu tarafından da tescillendi desek yeridir.

İşte size birbirinden güzel dört bayan; “Hepsi” ile sımsıcak bir söyleşi...

 

Siz klasik sorulardan sıkılıyorsunuz galiba öyle bir duyum aldık. (gülüşmeler)
Soru olarak  bagdatcaddesi.net’den soru soran arkadaşlarımız var; onların sorularını ilk önce yanıtlayalım. Sonra sohbet edelim. Sohbet sırasında ilginç bir şeyler buluruz aradan tamam mı?

H.G: Tamam

Siteden sorular: Çocukluğunuzda böyle bir yere geleceğinizi hiç düşünür müydünüz? Yada çocukluğunuzdaki hayalleriniz nelerdir? Tuba Demir sormuş.

Gülçin: Ya tabi ki düşünüyorduk. Herkesin sen ne olacaksın dedikleri zaman, zaten mikrofon olarak, her tür silindir şeklindeki eşyayı alıp şarkı söylemeye çalıştığım için böyle bir hayalim vardı yani.

Eren: Benim çocukluk hayalim çok komikti. Ahçı olmaktı. Ama bu çocukluk hayaliydi. Sonra, ortaokul yıllarına geldiğimizde tabi ki hayalimiz böyle bir grup olmaktı. gerçekten… Ama proje başladığında da bu kadar tepki alacağımızı çok kısa zamanda buraya geleceğimizi tahmin etmiyorduk.

 

Yasemin: Benim de mutlaka sahne ile ilgili bir şey olacağı kesindi, çünkü aileden gelen bir şeydi sonuçta. Tiyatrocu olmayı istiyordum. Ama daha sonra klasik baleye geçince dansçı olmaya karar verdim. Hep değişti bu fikir ama sonradan şarkıcılıkla dans bir arada olunca bu gurup kuruldu ve şimdi buradayız. Güzel yani.

Cemre: Zaten başından beri bunu istiyordum. Tabi klasik bale okuduğum için yani onda da sahne almak iyi ama, başından beri bunu istiyordum. Buraya geleceğimizi tahmin ediyor muyduk derseniz; biraz ukalalık olacak ama,  ben ediyordum yani...

Tuba’ya teşekkürler. Muammer Çavuşoğlu demiş ki; Kıbrıs’a gelecekler mi?

H.G: Kıbrıs’a gideceğiz.

H.G: İyi ki sormuş... Kesinleşti 8’inde Kıbrıs’tayız. Cevabı çok kısa oldu bu sorunun ama… (gülüşmeler)

Gökhan Konaş demiş ki; başarılarında bayan ve güzel olmalarının payı onlara göre yüzde kaç?

H.G: Buna toplu cevap verelim isterseniz? Tek tek yüzde vermeyelim.

Eren: Bayan olmamız şu şekilde algılanabilir. Hani yalnızca bayan olduğumuz için değil ama, kız gurubu hani ilk defa bu şekilde bir şey yaptığı için ilgi çekmiş olabilir mesela. %30 olabilir. Bayan olmamız ve dört kişi olmamız bence %30 olabilir.

En son gittiğiniz film?

Yasemin: Eee ben gittim… (gülüşmeler) Dünyalar Savaşı’na gittim çok güzeldi.

Eren: Hatırlamıyorum. Neden hatırlamıyorum çünkü ben her gün birkaç film izliyorum. Yani sinema dışında da. Ne izlediğimi gerçekten hatırlamıyorum. Çok fazla film izliyorum. Hangisi en son film hiç hatırlamıyorum.

Cemre: Angelina Jolie ve Brad Pitt. Ms&Mr Simith.

Hayatınızın filmi?

Eren: Hayatımın filmi. Büyük Umutlar.

Yeni versiyonu mu?

Eren: Evet.

Gülçin: Hayatımın filmi diyemem.Zaten çok fazla film izlemeyi sevmiyorum. Eren gibi ilgim yok. Ama dans filmlerini izlemeyi daha çok seviyorum.

Cemre: Ya ben, şimdi pek film aklıma gelmedi düşün düşün… Genel olarak Angelina Jolie izlerim; çoğu filmini seviyorum ben. Hayatımın filmi... ımm... (gülüşmeler) Pek bir şey aklıma gelmiyor şu anda.

Yasemin: Benim biraz saçma gelecek insanlara ama Armagedon olabilir. Filmin son sahnesi beni çok etkilemişti. O olabilir.

En son okuduğunuz kitap?

Yasemin: Da Vinci Şifresi.

Gülçin: Ben de en son Da Vinci Şifresi’ni yarıda bıraktım. Sonlarına biraz gelmiştim bıraktım okumadım.

Neden yarıda bırakılıyor bu kitaplar?

Gülçin: Çünkü vakit yok.

Cemre: Zamanımız yok. Normalde ben çok fazla kitap yani yazın özellikle onlarca kitap okurum ama yani şey olmuyor böyle zaman….

 

Marka tutkunuz var mı?

Yasemin: Yok ama ayakkabıda önem veririm mesela öyle diyeyim.

Mesela en son ne aldın?

Yasemin: En son ne aldım ya ben? Dans ayakkabısı aldım en son. Nike’dan aldım. Hepimiz aldık. (gülüşmeler)

Eren: Marka takıntım yok ama orijinal şeyler giyinmekten hoşlanıyorum. Genelde herkesin üstünde olan moda gibi herkesin üstüne yapışmış giysileri sevmiyorum. Orijinal şeyleri daha çok seviyorum.

Gülçin: Marka takıntım yok ama sevdiğim bir stil var tabi. Her markanın bir çizgisi oluyor. Benim de sevdiğim bir çizgi var tabi ki. Adidas seviyorum ayakkabıda özellikle. Onun dışında böyle çok tercih ettiğim kesin budur dediğim bir şey yok.

Cemre: Benim marka takıntım belli bir marka yok. Bazı genel olarak beğendiğim markalar var onların çoğu ürününü beğeniyorum yani tam benlik diye. Ama  genelde her şey değil; bazı ürünlerde gidip özel üretim olan şeyleri bulurum; bunun her bedeninden şu kadar var, onları özellikle alırım... severim öyle tek tük olan şeyleri.

 

Peki Bağdat Caddesi hakkında ne biliyorsunuz? Karşıda hiç yaşadınız mı? Gezip gördünüz mü?

Cemre: Anneannem oturuyor orada. Fakat şey, ben normalde Etiler’de oturduğum için Bağdat Caddesi’ni bilmiyorum, bana biraz karışık geliyor. (gülüşmeler)

Bağdat Caddesi mi karışık geliyor?

Cemre: Büyük yani orası, güzel ama... ne bileyim…

Yasemin: Benim okulum orada. Kadıköy’de. İstanbul Üniversitesi Konservatuarı. Orada okuyorum... vaktimiz olduğu zaman Moda’ya gidiyoruz yada Cadde’ye... Cadde’de tek bildiğim yer Şaşkınbakkal. (gülüşmeler) Başka da hiçbir yeri bilmiyorum. Birkaç yer biliyorum ama inanılmaz karışık geliyor sokakları bana.  Bana diyorlar ki orada yaşayanlar, sizin taraf daha karışık. Aslında değil, oradaki sokaklar birbirlerine çok benziyor çünkü; çok karışık geliyor bana.

Cemre: Bağdat Caddesi derli toplu olması açısından çok güzel bence. Yani mesela bir mağazayı bulabilmek için Etiler’den Bebek’e iniyorsunuz falan... Bağdat Caddesi’nde hepsi var. Bütün alışveriş merkezlerindeki mağazaların hepsi var; o açıdan çok güzel, ama yine de çok iyi bilmediğim için karışık geliyor.

Eren: Benim de hayatım hep Avrupa yakasında geçti. Karşıda da bir tek Cadde’yi biliyorum ve arabayla karşı tarafta her zaman kaybolurum. Bir tek arabaya binip Cadde’ye gitmeyi biliyorum. Başka hiçbir şey bilmiyorum. Cadde çok rahat bir yer bence. Gittiğim zamanlarda her şey süper. Dümdüz bir cadde ve ben ara caddelerinin de çok rahat olduğunu düşünüyorum. Çünkü bence hepsi birbirine paralel ve mantıksal olarak karışık değil.

Ama bu kavramı duymuşsunuzdur en azından. Bağdat Caddesi’nden yaşayanlar hakkında edindiğiniz fikriniz var mı? Etiler insanlarına benziyorlar mı mesela?

Cemre: Mesela Bağdat Caddesi kızları için diyorum ki; ya bunların hepsi nasıl bu kadar bakımlı ve güzel olabilir? hepsi güzel! (gülüşmeler) Ne kadar kızın yanından geçiyorsam hepsi güzel, manken gibiler... Bağdat Caddesi’nin kızları güzel oluyor onu biliyorum.

Eren: Bir de  şeyi biliyorum, araba olayını. Orada arabalarla hızlı giderlermiş, arabalarla gezerlermiş onları da biliyorum. (gülüşmeler) Bir de çok kalabalık oluyormuş haftasonu ve hava güzel olunca.

Cemre: Marks&Spencer’ın önünde toplanıyorlarmış dimi Yasemin? Buluşma noktası falan varmış onların. Arabayla gezen gruplar, mesela sahil tarafındaki Mc Donald’s ın orada toplanıyorlarmış öyle biliyorum. (gülüşmeler) 

Yasemin: Ben şeyi hatırlıyorum Cadde ile ilgili... Birkaç sene önce orada bir mağazaya girmiştim. Daha küçüğüm. Avrupa tarafında öyle büyük katlı mağazalar yok henüz. Annemlerle beraber, böyle kat kat çıkılıyordu mağazaya ve çok da güzel kıyafetler vardı. Sonra ikinci girişimde öğrendim ki Zara diye bir yermiş. İlk Zara orada açılmıştı onu biliyorum...

Gülçin: Bakımlı insanlar olduklarını biliyorum, böyle diyeyim. (gülüşmeler)

Bu arada yaşlarınız kaç?

Gülçin: 20 yaşındayım 85 liyim.

Cemre: 20

Eren: 21

Yasemin:19

Mesela bugün makyajlarınızı siz mi yaptınız? Siz mi yaparsınız? Makyaj eğitimi aldınız mı?

Yasemin: Ben bugün kuaföre gitmedim. Kendi kendime yaptım her şeyi. Saçıma da fazla şey yapmıyorum artık... konserlere çıkarken bazen kendim yapıyorum, daha kolay ve daha pratik. Doğallıktan yana daha çok yakışıyor açıkçası bana kendi halinde bırakmak. Makyajımı da kendim yaptım. Bugün aslında Erenle biz gitmedik kuaföre üşendik. Biz kendimiz yaptık.

Eren: Makyaj eğitimi almadık. Ama artık suratımıza makyözler çok fazla makyaj yapa yapa kendimize en çok yakışanı yavaş yavaş bulmaya başladık. Bir de makyaj nasıl yapılır yavaş yavaş biz de. Ben de bugün kuaföre gitmedim. Zaten saçlarım normal, yani makyajı da kendim yaptım. Birde sürekli kuaföre gidip makyaj yaptırmak... hani gerek yok diye düşünüyorum.

Gülçin: Bu arada ya şey; biz hep beraber küçüklüğümüzden beri, sahneye çıktığımız için, kendi makyajlarımızı ve sahne makyajımızı kendimiz yapmak zorunda kalıyorduk. Bu sahne makyajı başka bir şey ama, ben öyle bir şey ki bazen özellikle rimel sürerken batırıyorum ve kendim yapmamayı tercih ediyorum o yüzden; ben de bugün kalkıp kuaföre gittim yani. (gülüşmeler)

Cemre: Ben istesem makyajı düzgün şekilde yaparım ama artık saç ve makyaj yaptırmak istemiyorum. Hiç hoşuma gitmiyor saç ve makyaj yaptırmak elimde olsa hiç makyajsız şekilde çıkıcam rahat rahat, ama olmuyor yani.

Erkek arkadaş mevzusuna girelim mi?

Menejer: Ben söyleyeyim, Cemre'nin yok, Gülçin'in yok, Eren'in var, Yasemin'in yok. (gülüşmeler)

İlişkinden memnun musun? Ne kadar zamandır…

Eren: Çok memnunum. İki sene. Çok memnunum çok mutluyum, huzurluyum.

O ne yapıyor? Nasıl biri?

Eren: O ne yapıyor? Normal bir üniversitede okuyor. Biz tabi ki anormal bir üniversitede okumuyoruz. (gülüşmeler) Konservatuar değil. Öğrenci ekonomi bölümünde okuyor. Gerçekten çok alakasız. Ama onun da ruhunda dansçılık ve şarkıcılık varmış. Yaşadığımız bazı ayrıntılarda görüyorum bunu. Bizimle takıldığı sürece baya bir çıkıyor ondan böyle şeyler. O da hayatından çok memnun... bizimle olmaktan çok memnun. Bizimle diyorum, çünkü sırf benle değil yani, hep birlikteyiz.

İdeal bir sevgili nasıl özelliklere sahip olmalı? Dürüst mü olmalı, asla yalan söylememeli mi, yakışıklı mı olmalı... entelektüel mi? Nedir?

B.C: Eren seçmiş tamam.. (gülüşmeler)

Eren: Benimki gibi olmalı; nasıl mı? İdeal bir sevgili tipinin haricinde söyleyeceğim. Çünkü “ideal tip” herkesin kafasında çok farklı. Anlayışlı olmalı diye düşüyorum... yani bazı durumlar vardır her halden durumlardan... hani anlayışlı olmalı, kendi isteklerine göre davranmamalı, karşısındakine tolerans tanımalı. Çok kıskanç olmamalı.

Ama biraz, azcık kıskanmalı mı yani?

Eren: O da olmasın bence, ben öyle kıskançlıktan çok hoşlanmam... çünkü beni boğuyor gibi geliyor kıskanç tavırlar. Onun dışında içten bir insan olması lazım. Herkesin onu sıcak bir insan olarak görmesi hoş olur...

Yasemin: Ya nasıl söylesem... Bu soru daha önce de sorulmuştu bana. Ukala olmamalı, bana güvenmeli, benim de ona güvenmem gerekiyor tabi. Ve nasıl söylesem, karakteri oturmuş olmalı, iki yüzlülükler falan... güzel şeyler değil bunlar. Ne bileyim beni kıskanmayan... biraz kıskansın ama çok kıskanmasın... çünkü Eren’e katılıyorum, çok boğuyor insanı... niye kıskanıyorsun falan, çok kötü olur herhalde. Ben kıskanırım açıkçası... ama fazla belli etmem... içimde kalır, söylemem.

Cemre: Doğal ve dürüst olmalı. Beni merakta bırakmalı. Mutlaka merak ettiğim bir şeyler olmalı hep.

Gizemli kalmalı?

Cemre: Evet gizemli olmalı ve boyu boyuma yakın olmalı ki kendimi güvende hissedeyim.

Boyun kaç?

Cemre: 67 falan galiba. 1;67.

Kolay... standart… (gülüşmeler)

Cemre: Bilmiyorum ya, böyle sorular sorulduğunda hiç birinde aklıma cevap gelmiyor. Bir erkek nasıl olmalı? Ne bileyim rahat olabileyim yanında, abuk subuk yalanlar söylemesin, bir şey yapmak istiyorsa gezmek eğlenmek istiyorsa eğlensin. Açık sözlü olsun bir şey yapıyorsa gelsin suratıma söylesin. Kavga edip sonra sakinleşebilirim. Ama şey bilmiyorum yani çirkin davranışlar olmasın. Bu soruyu böyle sorunca benim aklıma hiçbir cevap gelmiyor. Ne bileyim ben anlık bir cevap veremem buna.

Grup içersinde iş bölümünüz var mı? Mesela röportajlara gittiğimizde Cemre konuşmayı sever, Eren daha arkada kalır genellikle gibi...

Cemre: Yok. Adımızda “Hepsi” zaten öyle bir iş bölümümüz yok aslında. Kim ne isterse o anda o an’a bağlı olarak yapıyor.

Tv programlarına katıldınız, röportajlara gittiniz, en eğlendiklerinizden bir tanesi? Sanırım Zaga’ya katılmıştınız ve baya hareketli ve eğlenceli geçmişti.

Yasemin :Zaga’da bir şey olmadı yaa Beyaz’da çok eğlendik. Gülüyoruz. Konuk olduğumuzu unutuyoruz orada; Beyaz espriler yapıyor biz gülüyoruz eğleniyoruz kendi kendimize.

Cemre : Zaga’da güzeldi.

Eren : Sinyal çok güzel.

Gülçin : Sinyal programına gittik araba kullandığımız böyle işte hepimiz gittik.

Yasemin: Ben rezil oldum.

Hangi hataları yaptın?

Yasemin: Ehliyeti yeni aldım. Trafiğe çıkmadım hayatımda, araba park etmedim ben. Rezil oldum, gerçekten rezil oldum. Gülçin dubaları kaldırdı ben ona rağmen park edemedim o arabayı. İşaretleri falan bildik ama ben arabayı park edemediğim için üç tane ceza aldım. Dans etmek zorunda kaldık. (gülüşmeler)

Cemre: Yaseminle Gülçin takıldı, Erenle ben; işte arabayı işaret dubalarının arasına park etmek gerekiyor, Gülçin’de inip gel gel, git diyor. Gülçin iniyor dubaları kaldırıyor bir güzel. (gülüşmeler)

Gülçin: Kukaları kaldırdım çünkü imkanı yok asla park edemez Yasemin; böyle bir şey yapmak zorundaydım yani. (gülüşmeler)

Eren: Sonuçta ben ehliyeti alalı 3 yıl falan oldu... trafikte geziyorum gerçekten güzel şekilde. Bazı tabelalar var onlar ehliyet kitabında var, trafikte yok; onları koymuşlar oradaki piste, Cemre’de benden 1,5 sene sonra aldı benden daha taze onun bilgileri, arabayı kullanan benim, cevapları veren Cemre. Allah’tan yanımda ehliyet sınavından daha yeni çıkmış yeni biri var yoksa ben yalnızca araba kullanıyorum, güzel park ediyorum... bazı levhalar var gerçekten bilmiyordum... o yüzden Cemre’ye teşekkür ediyorum buradan. (gülüşmeler) Ceza almamızı engelledi.

Peki ne kadar puanla bitirdiniz?

H.G.: Neredeyse hepsi hata. (gülüşmeler)

5 tane soruyorlardı sanırım.

Eren: Soruları bildik ama yani  giderken hata yaptık bagajı açık unuttuk. (gülüşmeler) Park edemedik orada hep birlikte çok komik oldu. Kaputu açmam gerekiyor, kaputun kolunu bulamadım bagajı açtım. Sonra kaputu açtık ama bagaj açık kalmış. Öyle gitmişiz kullanmışız. (gülüşmeler) Öyle garip garip şeyler oldu

Bu arada garip bir hikaye dinledik biz.

H.G: Ne, Nasıl bir hikaye?

Karınca hikayesi.

H.G: (gülüşmeler)

Yasemin: Eren küçükken reçellerle birlikte karınca yiyormuş. (gülüşmeler)

Eren: Bahçe katında oturuyorduk. Bahçeli bir evdi. Masada mutfak masasında bal ve reçel hep dururdu. Onlar hani buzdolabına konmuyordu ve çok fazla karıncalanıyordu, karıncaların yolu vardı; şekerin ve reçelin içine girerdi. Ben de küçükken her seferinde ayıklardım çaya ve süte koyarken, reçellerden ayıklamazdım öylece ekmeğimin üstüne sürerdim karıncalarla birlikte.

Annen görmeden mi?

Eren: Annemde görüyor canım ne olacak. (gülüşmeler) Pek önemli değildi. Karıncaları da çok seviyorum... gerçekten çok seviyorum enteresan şekilde.  Onlar bana enteresan şekilde tatlı geliyorlar yani çok çalışkanlar. Öyle çocukken  karıncaların çok çalışkan olduklarını öğrenirsiniz ya, çocukken çizgi filmlerden falan... o şekilde işlemiş karıncalarda orda bana yabancı gelmedi uzun süre. 7 sene o evde yaşadım... orda ne güzel ekmek üstüne ayıklamadan yedim çok da yemişimdir muhtemelen karınca.

Başka çocukluk anılarınız?

 

Yasemin: Ben bir kere köpeğimle birlikte uyumuştum. Bizim sibirya kurdumuz vardı o zaman daha ona yer yapamamıştık bahçede... apartmanda bakıyorduk bir süre, balkonda kocaman bir kulübesi vardı. Motosiklet geçtiğinde sürekli havlıyor, susması için yanına gitmen gerekiyor... yani ben kulübeye girdim onunla, kulübeden çıkınca yine havlamaya başlıyordu ve ben kulübede onunla birlikte uyudum sabaha kadar. (gülüşmeler) Sabah uyandığımda yalıyordu beni o şekilde uyanmıştım. Çokta büyük, ben de küçüğüm...

Kaç yaşındaydın?

Yasemin: İlkokul sondaydım orta bire geçicektim. Baya büyüktü o birlikte uyumak zorunda kalmıştık onunla... iğrenç kokuyordum kalktığımda. (gülüşmeler)

Eren: Ben de kız kardeşimle, benden iki yaş küçük kız kardeşim var, annemler evde yokken evdeki birçok eşyayı kül tablası olsun, abajur olsun bir sürü eşyayı; bir tane böyle kapalı barandamız vardı hepsini oraya taşırdık... ve hepsinin üstüne bir fiyat koyardık... annemler eve geldiğinde onlara satmaya çalışırdık... böyle saçma sapan oyunlar oynardık kardeşimle. Evdeki eşyaları annemlere satıyorduk tekrardan. (gülüşmeler)

En çok ne kadar yiyebilirsin?

Yasemin: En çok bir ekmek yerim. (gülüşmeler) Ben yemek yemeği çok seviyorum ama bu sıralar yememem gerekiyor. (gülüşmeler) Baya bir kilo aldım çünkü. En çok balık ve tavuk severim. Sebzelerden brokoli yemeği severim. Bir de anneannemin yaptığı Ayşe kadın fasulyeyi, zeytin yağlı. Zeytin yağlı dolma...

Hiç yemek yaptın mı?

 

Yasemin: Ben yaptım.

Makarna mı?

 

Yasemin: Makarna yaptım. Sos yapıyorum değişik tarzlarda böyle, özel soslar yapabiliyorum. Bir de bezelye yemeği yapmıştım.

Yemek yapmak zevkli mi?

Yasemin: Zevkli ama kimse karışmayacak mutfakta... çünkü, mesela annem gelip şunu karıştırmasın yani... ben yapıyorsam ellenmeyecek...

Peki yemek seçiyor musun?

Yasemin: Yemek seçiyor muyum? Yumurta yemem mesela... nefret ederim yumurtadan. Nanenin taze yaprakları vardır ya, salataya falan konur onları da yiyemiyorum. Bir de patlıcan asla yemem.

Eren: En çok ne kadar yerim? mesela patlayana kadar meyve yiyebilirim. Mesela Mc Donald’sın bir tane büyük mönüsünü yediğim zaman yerimden kalkamayacak gibi oluyorum çok fazla geliyor... belki o kocaman mönüyü yiyip arkasından kocaman kolasını yada başka bir şey içtikten sonra çok fazla tıkıyor beni. Zaten o şekilde tıkanmayı sevmiyorum ama patlayana kadar meyve yiyebilirim. Bir blendıra muz, şeftali, bisküvi ya da  mevsim meyvelerinden hangisi olursa... Bisküvi, süt, bal bir blender; hepsini içiyorum ve yani bütün gün bir şey yemiyorum... en son yatmadan önce acıkıyorum, bir şeyler daha atıyorum ağzıma o şekilde yatıyorum... en fazla tıkadığım şey herhalde o blenderdır. Onun dışında başka bir şey aklıma gelmedi.

Hiç yemek yaptın mı?

Eren: Yemek yaptım. Ama mesela şöyle, kendi kendime yapamıyorum... anneme telefon açıyorum, anne şimdi ben ne yapıcam diye... ne nerede türünde... ne yapacağımı o bana tarif ediyor... yemeğin tam ortasında anne ben ne yapacaktım diye soruyorum bazen... Güzel bir şekilde yemek yapabiliyorum ama tarifi telefonda almam gerekiyor... Çünkü, bir dahaki sefere yine unutuyorum tarifi. Unutuyorum işte, elimde değil...

Peki, sevgiline hiç yemek hazırladın mı?

Eren: Hııı?… Yok hayır! (gülüşmeler) Yemek ısıtıyorum ama. Annem yapıp buzdolabına koymuş oluyor. Karnım açıktı diyor sevgilim... iyi tamam, ben sana yemek hazırlayayım diyorum. Mutfakta yemek hazır nasılsa... onları ısıtıyorum bir güzel ve tabaklara diziyorum. Her türden faklı farklı şeyler koyuyorum masaya bir sürü tabakta... güzel oluyor yani masa. Sana yemek yaptım diyorum, ısıtıyorum annemin yaptığı yemekleri bir güzel. Aslında pek bişey yaptığım söylenemez tabi (gülüşmeler).

Peki yemek seçer misin?

 

Eren: Yok ayırt ederim... mesela peynir hiç yemem. Bebekliğimden beri kaşar peyniri ve beyaz peynir de dahil, peynirin hiçbir çeşidini yemedim. Zeytini ilkokul beşinci sınıfta neden bilmem yemeyeceğim bir daha diyerek diye kendi kendime bıraktım. Onları hiçbir şekilde yiyemem o yüzden... sabah kahvaltılarında çok zorluk çekiyorum bundan dolayı. Ne yicem, annem her sabah artık sana ne yedircem Eren diye sıkılmaya başladı. Çünkü her sabah reçel bilmem neyle geçmiyor. Onun dışında ne yemem başka? Bamya da sevmem mesela...

Pekala; sevmediklerinizden değil neleri sevdiğinizden bahsedin.

Eren: Çok şey severim... Imm... evet, evet; çok fazla şey severim. Ama enginar da sevmem. Yaa ben bakla bamya mı dedim, ben bakla da sevmem. Bamya da sevmem sevmem.

Yasemin: Eren sevdiklerini söyle, sevdiklerini… (gülüşmeler)

Eren: Patlıcan da sevmem, enginar da sevmem. (gülüşmeler)

Gülçin her şeyi seviyor galiba? Bir tek et mi yemiyordun?

Gülçin: Yaa et yerken çok seçiyorum, illa paketli olması lazım. Köfte yiyorum daha çok. En çok yiyebildiğim bir ekmek ve bir çeyrek kokoreç...

Bu dediğini bir kere yaptım de lütfen...

Gülçin: İki kere yaptım. (gülüşmeler) Ondan sonra... diğer sorular neydi?

Yemek yaptın mı hiç?

 

H.G: Yapıyor çok güzel…

Gülçin: Yemek yapıyorum... sebzeli tavuk yapıyorum mesela. Ama her zaman tutmuyor tabi. Bir de şey, pasta tipi şeyler, şekerli şeyleri yapmayı seviyorum. Ama yaptığım şeyi bir kez daha yapmamaya karar verdim mi hiçbir zaman ilk yaptığım gibi güzel olmuyor. Her seferinde farklı oluyor. Böyle işte… Kerevizi seviyorum, zeytinyağlı sebze yemeklerini de çok severim

Peki ya sen Cemre?

Cemre: Ben yemek yapamıyorum. Hiçbir şekilde yapamıyorum ama. Yemek ayırt etmiyorum ama özellikle portakaldan uzak dururum… Parfümünü bile sıkmam yani, o kadar o derece... hiçbir şeyini sevmiyorum. Sevdiğim yemekler ise, enginar seviyorum mesela... Mc Donald’sın her türlü şeyini yiyebilirim örneğin... her mönüsünü, her büyüklükte hiç fark etmez.

Jumbo mönü yiyebiliyor musun mesela?

Cemre: Yiyebiliyorum tabi ki! Sınır tanımıyorum yani o konuda...

Gülçin: Cemre hepsini yiyor evet... ben de yiyorum. Sonra da bir daha yemeyeceğim diyorum ama nafile. Her seferinde aynı oluyor.

Cemre: Yemek seçmem aslında... Gerçekten açsam ve yemek yemek istiyorsam, grupta en çok ben yemek yiyorum. Gerçekten durmuyorum. Bazen diyorum bu yemekler nereme gidiyor diye... kilo da almıyorum.

Pekala; herkese soruyorum şimdi... kısa kısa cevaplar olabilir. Dışarı çıkar mısınız eğlenmek için? Nerelere gidersiniz? Mekan ismi vermek istemeyeceğinizi varsayarak, hangi semtleri tercih ettiğinizi söylerseniz de olur. Bir de gece hayatı hakkında ne düşünüyorsunuz? Sever misiniz?

Cemre: Gece hayatını hiç saçma bulmam. Bence gayet de güzel bir şey... fakat hiçbir şekilde gece hayatım yok. Çünkü hiç zamanım yok. Şöyle düşünüyorum; benim yaşımdaki gençler, gece hayatını gerçekten seviyorlar mantıklı olarak; ama ben bütün gün çalışıyorum. Mesela bir sabah kalkıp 11:00 de dans dersine başlayıp, akşamüstü bitene kadar dans edip ondan sonra da röportajlar falan... E dolayısı ile de gece hayatı olmuyor, olamıyor. Onun yerine evde oturmak daha cazip geliyor. Fakat gündüzleri dışarı çıkmayı düşünüyorsam Etiler’de oturduğum için, oraya yakın yerleri tercih ediyorum.

Gülçin: Ben de genelde evde olmayı severim. Kendime zaman ayırmayı severim ama eğer zamanım olur ise Taksim’de takılmayı daha çok tercih ederim.

Taksim’de daha rahat mı hissediyorsun kendini?

Gülçin: Evet. Daha çok seçenek var. Ama daha çok Etiler’deyiz. Çünkü işlerimiz, mesela kuaförlerimiz orada... dans dersleri hep Etiler’de oluyor. Ayrı kalıyorum biraz yani. (gülüşmeler)

Eren: Gece hayatı...Imm... Çok fazla çıkmam ama arada bir çıkarım tabi. Gece hayatı güzel bir şey, ama ben normalden de az çıktığımı düşünüyorum geceleri. Zaman ve yorgunluk yüzünden bize kalan zamanı dinlenmekle geçiriyorum. Genelde de vakit geçirdiğim yerler de; Arnavutköy, Bebek, Etiler gibi yerler.

Daha sakin diye mi tercihin bu yönde?

Eren: Daha sakin evet...

Peki Yasemin, ya sen?

Yasemin: Cemre’nin dediği gibi gece hayatı güzel bir şey ama tabi çıkabilenler için. Gerçekten hiçbirimizin vakti yok ve olsa da çıkacak halimiz yok. Hani belki doğum günlerinde falan özel günlerde çıkılabiliyor. Onun dışında ben de Taksim’i çok seviyorum. Taksim’in içinde her çeşit insan ve her şey olduğu için... o karışıklık hoşuma gidiyor yani... ama geceleri Taksim biraz göreceli bir kavram halini alıyor. O nedenle gündüz daha cazip geliyor bana.

Web sayfanızın adresi nedir?

Yasemin: www.gruphepsi.com

Peki orada hepinizin ayrı ayrı e-maili yazıyor mu, yoksa tek bir adres üzerinden mi hayranlarınızla kontak kuruyorsunuz?

H.G: Tek bir e-mail adresimiz var.

Kim bakıyor peki gelen maillere?

Yasemin: Hepsi Grubu olarak cevap veriyoruz. Kişisel olarak cevap vermiyoruz; yani kişisel gelen maillere de Hepsi Grubu olarak cevap veriyoruz.

H.G: Forumlarımız var mesela... Onları sık sık takip ediyor, okuyoruz.

 

Foruma katılıyor musunuz peki?

Yasemin: Bire bir chat yapıyoruz onlarla çoğu zaman. Duyurular bölümünde yayınlanıyor.

Mesela haftanın hangi günleri ve saatleri on-line oluyorsunuz? Varmı böyle bir zaman?

Yasemin: Şu anda böyle bir planlama yapmadık. Rastgele ve vakit buldukça zaman ayırıyor ve ilgileniyoruz.

Bugüne kadar karşılaştığınız en garip soru yada sorular ne oldu sitede?

Yasemin: Boyumuzu çok merak ediyorlar mesela. İlk klibimizde midilliler olduğu için onları bazı insanlar gerçekten at zannedip bizim çok uzun olduğumuzu düşünüyorlarmış. En garibi buydu benim aklıma gelen... Bir keresinde de “memleketin neresi” diye bir soru gelmişti.

  

Pekala, internetle aranız nasıl?

Yasemin: Ben internetle baya haşır neşir oluyorum. Gezerim, severim yani interneti.

Eren: Genelde teknolojinin çok dışında bir insanım... evde bilgisayarım yok zaten. Kardeşim kullanır sadece. Ama mesela bir tane e-mail adresi alıp, aylarca bakmadığım oluyor. Kendi kendine gidiyor öyle. Sonra bir tane daha adres alıyorum. Şimdi kullandığımı da daha yeni aldım. Millete veriyorum e-mail adresimi bir şeyler yolluyorlardır belki ama ben bakmıyorum... pek internetle haşır neşir değilim yani.

Gülçin: Ben interneti seviyorum, özellikle eve geldiğim zaman çok yorgun olduğum için fiziksel bir şeyler yapamıyorum... oturup internette geziniyorum.

 

Ceren: Ben pek teknoloji özürlü değilim... Takip ediyorum. Teknolojik aletleri de merak edip kurcalarım. Bazen de bozabiliyorum tabi; ama yine de kurcalamaktan geri duramıyorum. İnternetle de ilgiliyimdir. Ama öyle hadi bugün neler olmuş, ne mail gelmiş falan türünde özel bir çabam yok. Arada bir eserse ilgileniyorum ve zaman ayırıyorum yani.

Klibinizin başlarken bir animasyon izliyoruz. Kimin fikri?

Ceren: Starium’un fikriydi animasyon şirketimizin yani.

Animasyondaki sesler size mi ait, seslendirmeyi siz mi yaptınız?

Ceren: Evet. (gülüşmeler) seslendirme bizim.

Gelecek projeler neler peki?

Gülçin: Şu anda yapacağımız şeylerden en yakın olanı konserlerimiz... Koreografımız Selahattin Kara, dünya çapında ünlü bir koreograf bu arada; Michel Jakson, Britney Spears, Lenny kravitz Madonna gibi birçok insanla çalışmış ve şimdi de bizimle birlikte çalışıyor... bizim için büyük bir şeref tabi bu...

Eren: Biz Türk olduğumuz için şanslıyız bu konuda... O nedenle çalışabiliyoruz onunla. Yoksa çok seçici...

Gülçin: Her şarkımıza koreografi yapıyoruz şu sıralar. Her gün yeni bir koreografi öğreniyoruz ve sürekli verdiğimiz konserlerde bunları sergiliyoruz.

Bir sonraki klip ne zaman peki? Planlama vardır mutlaka...

Gülçin: Dur dur! Belki olabilir diye düşünüyoruz. (gülüşmeler) “Dur dur” adlı parçaya çekilebilir diye düşünüyoruz; daha kesin değil ama... yaz sonu, Eylül belki...

Yurt dışı projeleri var mı peki?

 

Eren: Yurtdışı daha sonra ki plan... Ama “Olmaz Oğlan” adlı parçanın İngilizce versiyonu zaten yurtdışına gönderildi hatta Bulgaristan ve Kanada’da listelere bile girdi. Bulgaristan listesinde 1 numara oldu hatta... Radyo City Bulgaria diye Bulgaristan’ın bir radyosu bizimle telefon bağlantısı bile yaptı. Söz konusu İngilizce parçamıza bir de klip çektik, yurtdışındaki bazı müzik kanallarında yayınlanıyor hala. Hatta MTV de, kategorisinde 5 numaraya kadar da çıktı.

Peki bu parça Türkiye’de ekranlara taşınacak mı? Var mı bu konuda bir hazırlık?

Ceren:Türkiye’de düşünmedik açıkçası. Bu zaten şirketin bir araştırma politikasıydı. Bir deneme mahiyetinde hazırlandı bu çalışma. Ama uzun vadede böyle bir çalışma düşünüyoruz tabi daha kapsamlı olarak. Tabi tarih belirsiz...

Bizim Bulgaristan’da yaşayan Bulgar arkadaşlarımız var. Şarkınızdan onlar sayesinde haberdar olduk hatta. Ve dinlemek istediğimiz için de mp3 olarak bir kısmını kopya gönderdi.

H.G: Aaaa süper!..

Bulma şansı yok tabi Türkiye’deki hayranlarınızın...

H.G: Mp3 olarak yurtdışı kaynaklı bulunabilir sadece... başka türlüsü hayır...

Yorum (11) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/7/2007 - Hikaye

                                


Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde güzel ülkelerden birinde, bir padişah yaşarmış üç erkek evladıyla birlikte. Evlatları büyümüş, yakışıklı birer delikanlı olmuş yıllar geçince. Derken, padişah oğullarının mürüvvetini görmek istemiş:

     “-Hadi evlatlar, buyrun evlenin” demiş. Demiş de, üç delikanlı, evlenecek kız görememiş çevrelerinde.

     “-Hani padişah babamız, kısmetimiz nerede?” diye sormuşlar, evlenecek kimsecikler bulamayacakları endişesiyle. Padişah bu, bütün düğümleri çözmek onun görevi. Düşünmüş nerede, nasıl bulabilir evlatlarının kısmetini. Sonunda karar vermiş, üçünü de çağırtmış yanına. Birer ok ile yay uzatmış onlara:

     “-Atın bu okları. Okunuz kimin avlusuna düşerse, size o adamın kızını alacağım” demiş. Delikanlılar arasında bir heyecan rüzgarı esmiş. Ama delikanlı değiller mi? Yayı gererken elleri titrer mi?…Titrememiş tabii.

     İlk atışı büyük oğlan yapmış. Oku bir atmış, pir atmış. Ok gitmiş gitmiş, vezirin evinin avlusuna düşmüş.Padişah hemen vezire adamlarını göndermiş, kızını istetmiş. Vezirin kızı pek güzelmiş.Güzel olduğu kadar elinden iş de gelirmiş. Kırk gün kırk gece süren düğün dernek ile büyük oğlan ile vezirin kızı, mutlu mesut dünya evine girmiş.

     Derken sıra ortanca oğlana gelmiş.Ortanca oğlan da okunu atmış. Ok yaydan bir fırlamış, kaşla göz arasında vekilin evinin avlusunu boylamış. Padişah hemen oraya da adamlarını salmış. Vekilin kızı da alınmış. Vekilin kızı da vezirin kızını aratmıyormuş hani. O kapkara ceylan bakışlı gözleri, o kapkara kıvrım kıvrım zülüfleri. Bir bakan bir daha dönüp bakar, bakışları çok can yakarmış. Kırk gün kırk gece düğün dernek,ortanca oğlan ve vekilin kızı için de yapılmış, düğünün güzelliği de dillerde yankılanmış.

     Sonunda sıra küçük oğlana gelmiş. Küçük oğlan almış okunu, şöyle güzelce germiş yayını. Gerilen yayı değil, gönül teliymiş sanki.Tam bırakacak, oku, kaçıp kısmetini bulacak, güneş bulutların arasından başını uzatmış, küçük oğlanın gözünü almış. Oğlan bir an ne olduğunu anlamamış, gözleri kamaşmış, tam o sırada ok yaydan kurtulmuş, almış başını, taa ormana doğru fırlamış. Sonra ağaçların arasına düşmüş kalmış. Küçük oğlan hemen ormana koşmuş, okunu bir maymunun elinde bulmuş. Maymun bir yandan oku kemiriyor, bir yandan da küçük oğlana gülümsüyormuş.

     Tam o sırada büyük ve ortanca oğlanlar gelmişler kardeşlerinin peşi sıra. Bir maymun görüverince karşılarında, gülmeye başlamışlar. Bu maymun senin kısmetin, bu maymunla evlenmek zorundasın diye, kardeşlerini maymunla evlenmek zorunda bırakmışlar. Küçük oğlan kimselere gösterememiş eşini. Ormanda maymunla birlikte yaşamaya başlamış. Ama ağabeyleri rahat durmamış:

     “-Babamız evinize gelmek istiyor” diye küçük oğlanı kandırmış. Bunu duyan küçük oğlan, karısı maymunun yanına varmış:

     “-Babam evimize gelmek istiyormuş, ne yapacağız?” diye dert yanmış. Maymun hiç telaşlanmamış:

     “-Babana, istediğin adamlarını al ve filan dağa git de” demiş. Padişah, söylenen dağa gitmiş. Beraberinde adamlarını da getirmiş.Bir de bakmışlar dağda, her birinin atı için bir altın kazık çakılı. Yemek vakti sofra ise, kurulabilecek bütün sofralardan farklı. Yemekler altın tabaklarda, altın çatallar kaşıklar yanlarında. Böyle yemek yemek pek de keyifliymiş ya, yemek bittikten sonra da herkesin yediği tabak, atını bağladığı kazık kendine kalınca keyifler katlanmış, ağabeyler şaşırmış.

     “-O zaman” demişler “babamızın, eşlerimizi de çağırmasını isteyelim. Maymun geldiğinde biraz gülelim.”

     Gerçekten de çok geçmemiş, padişah oğullarını eşleriyle birlikte saraya davet etmiş. Küçük oğlanın paçaları tutuşmuş bu davet karşısında. Yine soluğu almış maymun karısının yanında:

     “-Şimdi ne yapacağız, babam çağırıyor” demiş. Maymun sonunda beklediği gün geldiği için heyecanlı ama görünüşte oldukça soğukkanlı, kocasının , misafir ağırladıkları dağa çıkıp “Gülnar” diye bağırmasını istemiş. Küçük oğlan, denileni yapmış;

     “-Gülnaar” diye bağırmış. Karşısına öyle bir peri çıkmış ki, dayanamamış, bayılmış. Bir süre sonra ayılınca peri:

     “-Ben senin karın Gülnar’ım” deyip postunu oğlana vermiş sonra devam etmiş: “Yıllardır bu postu çıkarmak için senin gibi bir şehzade ile evlenmeyi ve padişahın sarayına davet edilmeyi bekliyordum. Hadi gidelim. Ama bu postuma sahip ol. Onu sakın çaldırma. Çaldırırsan beni bulamazsın.” demiş.

     Saraya gitmişler, Padişah’ın huzuruna gelmişler. Padişah, ağabey, ağabeylerinin karıları, görüverince küçük oğlanın eşsiz benzersiz karısını, düşüp bayılmışlar. Ayıldıklarında, yeyip içip eğlenmişler.

     Karısının postunu sıkı sıkı saklayan küçük oğlan ile eşsiz benzersiz güzellikteki maymun perinin kırk gün kırk gece süren düğünleri yapılmış. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine.

     Gökten üç elma düştü biri bana, biri sana, biri kısmetine inananlara.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/7/2007 - birleşik sinem kobal resimi

Kategori: resimler

İŞTE SİZE BİRLEŞİK BİR SİNEM KOBAL RESİMİ

Yorum (14) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/7/2007 - bende haberler

Kategori: benden haberler

Merhaba arkadaşlar, uzun bir süre blog la ilgilenememiştim ve bazende hala ilgilenemiyorum ama bundan sonraçok iyi olacak.yeni hikayeler,resimler,gifler,değişik bilgiler ne ararsanız Haydi hoşçakalın bende yakında hediyeleri koyacağım byyy

Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfaya bakmak için ->

mrb arkadaşlar ben sık sık blog yenilerim yani blog ve site yenilemeyi seven birisiyim ben bu sene 12 yaşından gün alıyorum herkes büyümek ister ama ben küçük kalmayı daha çok isterim hep oyun oynamayı neyse sizden ricam bloguma yorumlarınızı esirgememeniz ve hakkımdaki resmi çalmamanız çünkü o resim benim temsilci kızım hepinize bloguma uğradığınız için teşekkür ediyorum by by...

SİTE SAATİ

kategoriler gizem seraplaherseyyy-sekerkız94 seraplaherseyyy-kızlarülkesi seraplaherseyyy seraplaherseyyy-bloomkardelen destina12/seraplaherseyyyy seraplaherseyyy-nisankiz giflerulkesi seraplaherseyyy-stellagunesisigi seraplaherseyyy-bratzbuse seraplaherseyyy-proudipek seraplaherseyyy-canavarkediler seraplaherseyyy-mmelikee seraplaherseyyy-ritagirl nilss SİTE SAYACI WİNX ENCHANTİX












sihirlikız1

seraplaherseyyy-sihirlikiz1


Image Hosted by ImageShack.ussakarya392
Image Hosted by ImageShack.usdestina95
Image Hosted by ImageShack.usdestina2
Image Hosted by ImageShack.usiremkiz
Image Hosted by ImageShack.usiremkizdenkodlar
Image Hosted by ImageShack.usherkesce
Image Hosted by ImageShack.usgezegen42
Image Hosted by ImageShack.uscorneliawitch
Image Hosted by ImageShack.usiray
Image Hosted by ImageShack.usgenocide
Image Hosted by ImageShack.uswitchdergisi
Image Hosted by ImageShack.usEzgi -
Image Hosted by ImageShack.usbloomseray
Image Hosted by ImageShack.ussaroyun
Image Hosted by ImageShack.usbloombloom
Image Hosted by ImageShack.uswitchdergisi2
Image Hosted by ImageShack.usbloomworld
Image Hosted by ImageShack.usgulpembe94
Image Hosted by ImageShack.usprensesbloom
Image Hosted by ImageShack.usdidoli82
Image Hosted by ImageShack.uswitchdergisi3
Image Hosted by ImageShack.uscizgicizgifilm
Image Hosted by ImageShack.uskizlarklubu
Image Hosted by ImageShack.usmischa
Image Hosted by ImageShack.uscicek12
Image Hosted by ImageShack.uswinxseverkiz
Image Hosted by ImageShack.ussekerkizgizem